6 Aralık 2013 Cuma

KADINLAR, KENDİLERİNİ ZİNCİRLİYOR -2-

KADINLAR, KENDİLERİNİ ZİRCİRLİYOR -2-

5 Aralık 1934 de dünyada ilk defa Ulu Önder Atatürk sayesinde seçme ve seçilme hakkına kavuşan kadınlarımızın bugünkü yeri nedir? Şimdi bazı verilere bakalım.
Son seçimlere kadar TBMM’ de yer alan kadın vekil sayısı şöyle;
1935 >18,1939>15,1943>16,1946>16,1950>03,1954>04,1957>08,
1961>03,1965>08,1969>05,1973>06,1977>04,1983>12,1987>06,
1991>08,1995>13,1999>22, 2002>24, 2007>50, 2011>78…
Seçme ve seçilme hakkının verilmesini takiben yapılan ilk seçimde (1935) TBMM’de 383 erkek MV.ve18 kadın MV.yer almışken 1950 seçiminde kadın MV.sayısının (3)’e düştüğünü, 1995’e kadar sayının (3-8) arasında değiştiğini, 1995’de (13) olduğunu ve daha sonraki seçimlerde biraz daha artış gösterdiğini görüyoruz. Oysa bugün bu sayının erkek MV.sayısına yakın olmasını beklerdik. Ama nerede?..
Hep erkek hegemonyasının galip geldiği ülkemizde de kadınlarımıza layık oldukları değer verilmemiş, sindirilmişlerdir. Fakat, onların da bir yandan her türlü haklarına sahip çıkmak için çaba göstermeleri
gerekmez miydi?.. “Eğer bir kadın yeterince hırslı, kararlı ve yetenekliyse, yapamayacağı hiçbir şey yoktur”. (Lawrenson)
Eski tarihlere bakıldığında, bugünküne göre kadınlarımıza gerçek değerlerinin tanındığını, onların aile içinde ve toplumda önemli ölçüde söz sahibi ve saygın oldukları anlaşılıyor.Dünyanın değişmez kuralıdır adeta; “Sen sindikçe, üstüne üstüne gelirler”. Sanırım, kadınların bugün layık oldukları seviyede olmama nedenlerinden birini de kendilerinde aramalıyız.
Öte yandan eğitim eksikliği de kadınların geri bırakılmasında başrol oynamaktadır. Kızlarımızı okutmaktan hep kaçındık. “Kız evlât değil mi, okuyup da ne olacak” zihniyetine kadınlarımızın geleceği kurban edildi. Oysa ki, ailede çocukların eğitiminde, iyi yetiştirilmesinde annelerin ilk ve başöğretmen olduklarını herkesin bilmesi ve unutmaması gerekirdi. Tevfik Fikret bakınız ne demiş;
“Kızlarını okutmayan bir millet, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir”.  Sadece oğullarını değil tabii, tüm evlâtlarını… Atatürk de kadınların eğitimiyle ilgili olarak şunları söylemiştir;
“Kadınlarımız erkeklerden daha çok aydın, daha çok kültürlü, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer gerçekten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar”.
Her türlü ayrımcılığa karşı olan Atatürk, anlaşıldığı gibi kadın erkek ayrımcılığına şiddetle karşı olduğunu değişik zamanlarda söylediği bazı sözleriyle de dile getirmiştir.

İnsanlar , dünyanın en değerli ve en kutsal yaratıklarıdır. Irkı, dini, dili, rengi ne olursa olsun; aynı değere sahiptirler. Kadın ile erkek arasında cinsellik dışında önemli bir fark yoktur. Toplumsal yaşamda, kadının da, erkeğinde yerleri aynı yüksek değeri taşır. Erkek olmazsa kadın, kadın olmazsa erkek olabilir mi?
O halde, karşılıklı olarak birbirlerine, birbirlerinin hak ve hukukuna saygı göstermeleri gerekmez mi? Ne bir tarafın diğer tarafı ezmesi, ne de ezilenin ezilmeyi kabullenmesini düşünmek istemiyorum.
Herkes insan ve hukukunu bilmeli ve bilgisi ile de, bu doğrultu da hak ve hukukunu savunmaya çalışmalıdır.  Peki, bu hak hukuk bilgisi ile savunma kaynağı ne olacaktır? Yanıt tek kelime; eğitim. Eğitim, anne kucağında başlar, bilindiği gibi yaşamla ve okullarla devam eder.

(Devamı 3.Bölümde)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder