26 Eylül 2014 Cuma

DİLİMİZ VE DİL BAYRAMI - Arzu Kök

Dilimiz ve Dil Bayramı
                                                                                                      Arzu KÖK
“Bir ülkeyi ele geçirmek isteyenler, önce dilini ele geçirirler” diyor Konfiçyüs. Sonrasında da ekliyor; “ Bir ulusun önce dilini geliştiririm. Dil düzgün olmayınca; söylenen, söylenmek istenen değildir. Söylenen; söylenmek istenen olmayınca, yapılması istenen yapılmadan kalır, yapılması gereken yapılmadan kalınca, töreler ve sanat geriler. Töreler ve sanat gerileyince, adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkınca, halk çaresizlik içinde kalır. İşte bundan dolayı, söz başıboş bırakılmaz.”
Yani herşey,  dilimize gerekli değeri vermemizle başlar. Türkçe’yi sevmek, onu doğru kullanmak ve geliştirmek Türk insanının, özellikle aydınının en öncelikli görevidir. Zira milletlerin gelişmişlik seviyeleri dil ile ölçülür. Yani medeni olmanın ön koşulu dildir.
Türkçe, 1928 Harf Devrimi’nin gerekçelerinde belirtildiği gibi, Latin Temelinden Alınan Modern Türk Alfabesi’ni kullanır. Ulu Önder Atatürk Harf Devrimi ardından ‘Güneş Dil Teorisi’ni ortaya atarak, Türkçe’nin gelişmesine büyük katkılar sağlamıştır. Birçok kavramın da Türkçe karşılıklarını kendisi bularak dilimize kazandırmıştır.   Unutmayalım, Türkçe gelişmiş bir dildir: çünkü Türkçe’nin söz varlığı bugün 75.000 civarındadır. Türk Dil Kurumu’nun 1945’te çıkardığı birinci baskı Türkçe Sözlük 20.000 civarında kelime varken, 1998’de çıkardığı Türkçe Sözlükte 75.000 kelime vardır. Yeryüzünün en eski ve yeni coğrafya parçasında en çok konuşulan gelişmiş, zengin bir dildir. 1980’lerin ortalarında UNESCO hazırladığı raporda, Türkçe’nin konuşulan sayısı bakımından dünyanın beşinci büyük dili olduğunu açıklamıştır.
Böylesine zengin ve güzel bir dilimiz varken onu bozmaya yok etmeye çalışıyorlar. Onu daha da zenginleştirip doğru kullanımını sağlamak dururken. Neden ? Çünkü dış odaklar dilimizi yok etmek istiyorlar. Türkçemiz bir dünya dili olmaya aday iken, nereden geldiği belli olmayan bir hain rüzgarın etkisiyle bir bozma akıldışılığına uğruyor. Türkçe‘nin bin yıllık geçmişine, deneyimine hücum edildi. Türkçemiz en yetkin çağındayken canına kastedildi. Ölmedi! Ölmedi, ancak sakattır şimdi.

Caddelerde gezerken başınızı yukarı kaldırıp tabelalara baktığınızda görürsünüz ki isimlerin %70’i yabancı sözcüklerden seçilmiş. Açıyı iyi ayarlayıp bunlardan birinin önünde bir fotoğraf çektirseniz, çevrenizdekilere de ‘Bakın bu falanca ülke ziyaretim sırasında çekilmiş bir resmimdir’ deseniz emin olun ki inanırlar. İnsan bazen hangi ülkede yaşadığını anlayamıyor. Burası Türkiye, beyler, bayanlar. Dilimize sahip çıkalım. Dilimizi yok etmek isteyen dış mihraklara ve onlara çanak tutanlara izin vermeyelim. Dilimizi doğru kullanalım, kullandıralım.

Bir de dilimizin bu halde oluşu hep gençliğin suçu gibi gösterilip duruluyor. Peki bir genç, kendisini ve çevresini anlamaya başladığı andan itibaren, en utanç verici işler için, “Bunu yapsa yapsa bir Türk yapar” dendiğini duymuşsa, “Burası Türkiye” lafının “Burada her halt edilir!” anlamına geldiğini öğrenmişse, göğüs kabartacak yerli üretimin bile yabancı markaymış gibi sunulduğuna tanık olmuşsa, o gencin kendisiyle ve ülkesiyle övünmesi mi beklenir; yabancı olması koşuluyla her kültüre hayran olması mı? Türkçe’yi düzgün konuşması mı, yabancı dillerde konuşması mı? Durum böyleyken hala gençleri mi suçlayacaksınız, merak ediyorum doğrusu. Atalarımız “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” derler. Ama nedense hiç o iğne bize batmaz. Suçlu hep dışarılardadır. Kendisini aydın olarak tanımlayanlar, yazarlar, çizerler bile Türkçe’nin düzgün kullanımını geri plana ittikten sonra diğer insanlarımızdan ne beklenebilir ki?
     
Umutsuz değilim yine de. İnanıyorum ki dilimizin önemi er ya da geç anlaşılacak ve ulaşacaktır hak ettiği yere. Dilimiz yatağından çıkmış bir su örneği, Türk Milleti tarihi yatağına girecek ve elbette engin denizlere erecektir. Bu uğurda bize ve tüm aydınlara büyük bir görev düştüğünün de bilincindeyim. Dilimize sahip çıkalım, ülkemizi yok olmaktan kurtaralım…
Dil Bayramı kutlu olsun…

26 Ağustos 2014 Salı

GERÇEĞİ ARAYAN ADAMLAR OLMALIYIZ


ATATÜRK BU SÖZÜYLE
AYDIN OLMANIN GEREĞİNİ
ANLATIYOR. ÇÜNKÜ;
AYDIN İNSAN ARAŞTIRIR,
YARGILAR VE SONUCA VARIR.
CAHİL VE YOBAZ İNSAN,
DUYAR, GÖRÜR VE
HÜKME VARIR.
ÖRNEĞİN BİR GAZETE OKUR,
BİR TV KANALI DİNLER. ONLAR
NEYİ NASIL VERİYORSA,
KABUL EDER.
KÖRÜ KÖRÜNE İNANIR.
ACABA, NEDEN, NİÇİN GİBİ
KELİMELERİN ONUN KAFASINDA
YERİ YOKTUR.
İŞİN DOĞRUSU NEDİR?
ARAŞTIRMA ZAHMETİNE GİRMEZ.
BUNUN İÇİN DE HEM KENDİSİNE,
HEM DE İÇİNDE YAŞADIĞI TOPLUMA
YARAR YERİNE ZARAR VERİR.

GERÇEK KURTULUŞU İSTİYORSAK


28 Temmuz 2014 Pazartesi

YEKTA ÖZLÜ SÖZLERİ

YEKTA ÖZLÜ SÖZLERİ
      
Şair ve yazar Yekta Güngör Özden’in “Özlü Sözler-
Sözde Sözler” adlı eserinden bazı özlü sözleri...

-Adalet duygusunu yitirenin ölüden farkı yoktur.
-Adalet, dünyanın temelidir.
-Aklını yitirenden daha tehlikelisi, terbiyesini yitirendir.
-Tanrı bizi akılsız başlarla adaletsiz yüreklerden korusun.
-Bir parmak bala aldanan, bir avuç zehiri de içer.
-Ateşle oynayan yanmaya, adaletle oynayan adaletsizliğe
katlanmalıdır.                                 
-Aydınların aymazlığı en utandırıcı uyuyuştur.
-Bağnaz, bilgiyi de bilgilendirmeyi de istemeyendir.
-Taş deri nde, baş yerinde ağırdır.
-Bayanları geride kalan uluslar ileri gidemez.
-Yararlanılmayan bilgi, kullanılmayan paraya benzer.
-Su, kabına; çamur kalıbına göre biçimlenir.
-Damlaya damlaya göl, kuruya kuruya çöl olur.
-İnsanın en önemli damarı, ar damarıdır.
-Dinini kin, kinini din yapanlar, Allah yolundan sapanlardır.
-Vatanı olmayanın dini, aklı olmayanın Allah’ı olmaz.
-En büyük din düşmanı, dinden-imandan soğutandır.
-İnsanın en yakın dostu, en yakın düşmanı da kendisidir.
-Dost dosta güç verir, güçlük vermez.
-Düşünceye ve inanca saygı, insana saygının temelidir.
-Demokrasiyi ve insan haklarını kötüye kullananlar,
demokrasi ve insan hakları düşmanlarıdır.
-Eleştiriye katlanamayanlar, övgü bekleyenlerdir.
-Fazla mal göz çıkarmaz, söz çıkarır.
-Aydınlıktan kaçanlar, karanlıkta boğulurlar.
Su, kabına; çamur, kalıbına göre biçimlenir.
-Nerden geldiğini bilmeyen, nereye gittiğini bilemez.
-Çürükler çürümüşlüğü, kokmuşlar da kokuşmuşluğu yeğler.
-Demokrasi bahçesinde her tür çiçek açar, hattâ ayrık otları
da vardır.
-Doğrudan kaçan, yanlışta direnir.
-Ettiğinle övünme, etmediğinle dövünme.
-Gerçeği söylemekten çekinenler, gerçeklerden korkanlardır.
-Gösteriş en gülünç, en pahalı yanılgıdır.
--Büyük gemiler büyük limanlara yanaşır.
-Hak’ka saygı duymayanın, hakkına saygı duyulmaz.
-Haklar ve özgürlükler, insanlığın onuru ve erdemidir.
-Korumadığınız hak ve özgürlüklere lâyık olamazsınız.
-Gençler! Fırıldakların değil, ışıldakların peşinden gidiniz.
-İlkesiz ve ülküsüz insan, insan değildir.
-Denizi boşaltmaya kalkışanın boğulması doğaldır.
-Önemli olan, ayaklarıyla değil, aklıyla yürümektir.
-Balık balığı, alık alığı kovalar.
-Kendi kusurunu başkasına yükleyerek sorumluluktan 
kurtulmaya çalışanlar gerçek aptallardır.
-Aydınlığın olmadığı yerde aydın, aydının olmadığı yerde
aydınlık olmaz.
-Ateşi kıvılcım, yağmuru damla başlatır.
-Karanlıkta pirinç ayıklanmaz.
-Demokrasi bir öğreti, bir disiplin, bir yaşam biçimidir.
-Dikkat ucuz, dikkatsizlik pahalıdır.
-Doğruya karşı çıkan, eğrinin yanındadır.
-Emek vermeyene yemek verilmez.
-Korumadığımız hak ve özgürlüklere lâyık olamayız.
-Hırsını yenemeyen, hırsına yenilir.
-İnsan kendi dağının kartalıdır.
-İyilerin bıraktığı boşluğu kötüler doldurur.
-Kadınlar erkeklerden beceriklidir. Akıllarına koymuşlarsa
yapamayacakları hiçbir şey yoktur.
-Erdemle aydınlanan yürekte kin ve intikam barınamaz.
-Saygın kişilerin gerçek gömütleri (hazineleri) yürekleridir.
-Boş kafalar, boş odalar gibi örümceklidir.
-Konuşması gerekenlerin sustuğu yerde, susması gerekenler
konuşur.
-Kötülük dağı, iyilik kazmasıyla yıkılır.
-Mutluluk, sevginin pınarı; mutsuzluk yaşamın kuyusudur.